1 ... 4 5 6 7 8 9 10 11 ... 14

BARINMA - Türkiye'de Irk veya Etnik Köken Temelinde Ayrımcılığın İzlenmesi Raporu: 1 Ocak-31 Temmuz 2010

səhifə8/14
tarix30.01.2018
ölçüsü0.84 Mb.

BARINMA

Hukuki Düzenlemeler

Uluslararası Mevzuat


Uluslararası sözleşmelerde barınma hakkına ilişkin en kapsamlı düzenleme ESKHS’nin 11. maddesinde yapılmıştır. Maddenin 1. paragrafındaki düzenlemeye göre “... Taraf Devletler herkesin, yeterli beslenme, giyim ve konut da dahil olmak üzere, kendisi ve ailesi için yeterli bir yaşam düzeyine sahip olma ve yaşam koşullarını sürekli geliştirme hakkına sahip olduğunu kabul ederler.”143 ESKHK, 4 No’lu Genel Yorum’da ise yeterli konut hakkının Sözleşme’deki diğer hakların kullanımı açısından temel bir öneme sahip olduğunu belirtmektedir. Komite, konut hakkı açısından yeterliliğe dikkat çekmekte, kast edilenin “kişinin sadece maddi anlamda bir konuta sahip olması değil; aynı zamanda güvenli bir yerde, barış içinde ve onurlu bir şekilde yaşayabilmesi…”144 olduğu ifade edilmektedir.

Komite Genel Yorum’da yeterli konut hakkını; yasadışı iskan da dâhil olmak üzere kullanım hakkının yasal güvenceye bağlanmasını, sağlık, güvenlik, konfor ve beslenme açısından uygun, konutla ilgili giderlerin karşılanabilir maliyette, yeterli alan, doğa koşulları ve sağlık açısından içinde oturanların ihtiyaçlarını karşılayabilir, dezavantajlı grupların tam ve sürdürülebilir erişimine olanaklı, iskan yerinin sağlık birimlerine, okullara ve diğer sosyal olanaklara erişime uygun, konutların inşa edilme biçimi ve konut politikalarının kültürel kimlik ve çeşitliliği ifade etmeye olanaklı olmasına bağlamaktadır. Komite ayrıca taraf devletlerin 11. madde kapsamında konutla ilgili durumu izlemesini, hemen yerine getirilmesi gereken yükümlülük olarak belirtmiştir.

Komite ayrıca “zorunlu tahliye işlemlerinin ilk planda, Sözleşme’deki yükümlülüklere aykırı olduğunu ve sadece çok istisnai hallerde uluslararası hukuk prensipleri dahilinde mümkün olabileceğini belirtir”.145 BM, Ülke İçinde Yerinden Olma Konusunda Yol Gösterici İlkeler’de “yetkili makamlar, koşullar ne olursa olsun, ayrım gözetmeksizin ülke içinde yerinden olmuş kişilere en azından… temel barınak ve konut;… temin eder ve bu imkanlara güvenli bir biçimde ulaşmalarını sağlar” demektedir.146

Oysa BM İnsan Yerleşimleri Konferansı’nda, “büyük çaptaki tahliye operasyonları korumanın ve rehabilitasyonun gerçekleştirilmesinin olanaksız olduğu ve başka bir yerde iskanı sağlayacak tedbirlerin alınması” durumunda mümkün olacağı147, 2000 Yılı Küresel Konut Stratejisi’nde de “[hükümetlerin] temel yükümlülüğünün zarar vermek ve yıkmak yerine konutları ve çevrelerini korumak ve geliştirmek” olduğu ifade edilmiştir.148 ESKHK ise zorla tahliyeler ile ilgili 7 No’lu Genel Yorum’da149 zorla tahliyelerin en son çare olduğunu, tahliye kararı verilmesi halinde karardan etkilenenlerin görüşlerinin alınmasını, tahliye kararlarına karşı etkili hukuk yollarının var olması gerektiğini, tahliyeden etkilenenlerin tüm ihtiyaçlarının karşılanması için önlem alınmasını ve tahliye durumunda hiçbir ayrımcılık türünün meydana gelmemesi için uygun tedbirlerin alınması gerektiğinin altını çizmektedir.


Ulusal Mevzuat


Türkiye hukukunda Anayasa’nın 57 maddesinde, Toplu Konut Kanunu ve Kamu Konutları Kanunu ve Belediye Kanunu’nda barınma ile ilgili düzenlemeler mevcuttur. Bu düzenlemelerin hiçbirinde ayrımcılık karşıtı herhangi bir hüküm bulunmadığı gibi sözleşmelerin gerektirdiği standartları karşılamamaktadır.

Hükümetin Eylem ve Politikaları


Barınma alanında etnik ayrımcılığın önlenmesine ilişkin hükümetin geliştirdiği herhangi bir politika belgesine ulaşılamamıştır.

Tespit Edilen Ayrımcılık Vakaları

Romanlar


Türkiye’de Romanlar genellikle kentlerin yoksul mahallelerinde ve bir arada yaşamaktadır. Genel olarak kentlerdeki Roman mahalleleri konutların fiziksel koşulları, hijyen ve altyapı (yol, su, elektrik, kanalizasyon vb.) açısından en olumsuz koşullara sahip olan bölgelerdir. Roman mahallelerinde son yıllarda kentsel dönüşüm uygulamaları çerçevesinde idari kararlarla zorunlu tahliye uygulamaları yaşanmaktadır.

Raporlama çalışması sırasında yapılan görüşmelerde; Bartın, Düzce ve Çanakkale Biga hariç bütün illerdeki Roman mahallerinde altyapının son derece kötü durumda olduğu örneğin Ankara Kale içinde halen elektriği olmayan konutlar olduğu, belediye hizmetlerinin kalitesi ve sıklığının yine Bartın, Düzce ve Çanakkale Biga hariç olmak üzere diğer yerlerde son derece yetersiz ve ayrımcı olduğu, Bartın ve Çanakkale Biga hariç olmak üzere konutların fiziksel ve hijyen koşullarının oldukça yetersiz olduğu bazı yerlerde birkaç ailenin tek bir konutta birlikte yaşadığı, bazı bölgelerde halen barakada ya da çadırlarda yaşanmakta olduğu, örneğin Bursa Yıldırım’da baraka ve çadırda yaşayanların bulunduğu, Bartın hariç ev kiralama sırasında ayrımcılıkla karşılaştıkları, örneğin Bursa’da kurulan bir Roman derneği için yedi ay boyunca yer arandığı, bulunan kiralık yerlerin sahiplerinin Roman oldukları için kiraya vermek istemediği belirtilmiştir.

Roman Çalıştayı Sonuç Bildirgesi’nde konut ve barınma ile ilgili sorunlara yer verilmiş ve şunlar ifade edilmiştir:
Göçebe olsun yerleşik olsun, tüm Romanlar genellikle toplu halde, bir arada bulunarak hayatlarını sürdürmeyi tercih eden sosyo-kültürel bir yapıya sahipler.

Yerleşik olarak bulundukları mekânların, yerleşim birimlerinin en uç ya da en yoksul bölgeler olması nedeniyle başta konut olmak üzere ulaşım, yol, su, okul, güvenlik ve sağlık gibi temel ihtiyaçlarını karşılamakta güçlük çektiklerini vurguluyorlar.

Bu sorunlarına çözümler üretmeye çalışan, başta belediyeler olmak üzere tüm yerel yöneticileri, kendileriyle diyalog kurmadıkları ve insani olmayan tutum ve davranışlar sergiledikleri gerekçesiyle suçluyorlar.

TOKİ’nin kendilerine çok katlı binalar ve geniş apartman daireleri yerine, bütçelerine uygun dar, ancak bahçeli evler yapmasını istiyorlar. Bu taleplerini, kültürel varlıklarının devamı açısından oldukça önemli görüyorlar.

Sosyal dönüşüm olmadan kentsel dönüşümün olamayacağını da özellikle vurguluyorlar.

Ayrıca, hali hazırda yaşadıkları muhitlerden uzaklaşmak istemediklerini, muhtemel alternatiflerde de karşılıklı diyalogun esas alınması gerektiğini belirtiyorlar.150


İzleme ve raporlama döneminde medyaya yansıyan çok sayıda haber görüşmelerde elde edilen bilgileri doğrular niteliktedir. Bunlardan bazıları şöyledir:
Mersin Romanlar Sosyal Kültür Dostluk ve Dayanışma Derneği Başkanı Cemal Mogoltekin, kent merkezinde Turgut Reis, Barış, Bahçe ve Alsancak mahallelerinde 5 bini aşkın Roman vatandaşın yaşadığını özelikle kent merkezindeki konutların kötü şartlarda olduğunu belirtti.151
… Sebahattin Kapantaş, 12 kişilik ailesiyle yaşam mücadelesi veriyor. 1999’da yaşadığımız deprem felaketinin ardından yaklaşık 11 yıldır, şehir merkezine sadece 5 dakika uzaklıkta, Gültepe mevkiinde toplanan hurdalardan yapılmış tek gözlü baraka içerisinde hayatlarını sürdürüyor.152
Yaklaşık 25 yıl önce çoğunluğu Tekirdağ ve Malkara dolaylarından göçerek Çanakkale’ye gelen Romanlar, Sarıçay kenarında yaptıkları gecekondulara yerleşti. Derme çatma evlerinde yaşamaya çalışan yaklaşık 300 kişi....153
Yukarıda alıntılanan haberler Mersin, Kocaeli ve Tekirdağ’da çeşitli Roman grupların durumları ile ilgili haberlerdir. Bu örnekleri çoğaltmak olanaklıdır. Ancak Roman STÖ temsilcilerinin vurguladığı üzere Roman gruplar Türkiye’nin hemen her ilinde barınma koşulları son derece elverişsiz olan yerlerde yaşamaktadır.

Diğer taraftan Roman mahallelerinde uygulanan bir dizi kentsel dönüşüm projesi mevcuttur. Bu projelerin uygulanması sırasında Romanlar zorunlu tahliye uygulamalarına maruz kalmaktadır. 2005 yılından bu yana Romanlara ait olan, Ankara Çinçin Mahallesi’nde 170 (2006) İstanbul Kağıthane’de 40 (2006) İstanbul Gaziosmanpaşa’da 20 (2006) Bursa Kamberler’de 150 (2006) Karedeniz Ereğli’de 6 (2005) İstanbul Küçükbakkalköy’de 240 (2006) konut ve Sakarya Erenler Yenimahalle’de 60 baraka (2009) yıkılmıştır. Bu projelerden en büyüğü İstanbul Fatih ilçesi sınırları içinde kalan ve Sulukule olarak bilinen Neslişah ve Hatice Sultan Mahallelerinde uygulanmış ve yaklaşık 300 ev 2007-2009 yılları arasında yıkılmıştır. Bakanlar Kurulu her iki mahalle için acele kamulaştırma kararı almıştır.154 Acele kamulaştırma kararları doğal afet ve diğer acil durumlarda alınan kararlardandır. Bu kararın yürütmesinin durdurulması ve iptali için İstanbul Bölge İdare Mahkemesi’ne dava açılmasına Sulukule halkı ve STÖ’lerin konuyu TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu’na da taşımalarına rağmen proje durdurulmamıştır.

Sulukule’den tahliye edilen Romanlar kentin sosyal alanlarına uzak olan Taşoluk’ta Romanların kültür ve yaşamlarına uygun olmayan biçimde inşa edilen TOKİ konutlarına yerleşmek zorunda bırakılmıştır. Yerleşimden altı ay sonra birçok Roman, Taşoluk’taki haklarını devrederek Sulukule yakınındaki mahallelerde ev kiralamışlardır. Sulukule’de yürütülen proje insan hakları sözleşmelerinin hükümlerine aykırı biçimde uygulanmış ve Romanlar çeşitli ayrımcılık uygulamalarına maruz kalmıştır. Yeniden Sulukule yakınındaki mahallelerde ev kiralayanlar kendilerine ayrımcı davranıldığını birçok ev sahibinin kendilerine ev vermek istemediğini belirtmektedir.155

Raporlama dönemi içinde İstanbul Esenler Tuna Mahallesi’nde Romanlara ait evler okul yapılacağı gerekçesiyle kamulaştırılmıştır.156 Bir diğer olay İstanbul’un Kadıköy ilçesinde gerçekleşmiştir:


İstanbul’da Kadıköy Belediyesi tarafından kaçak oldukları gerekçesiyle evleri yıkılan bir grup Roman, Ataşehir Kaymakamlığı’nın yanında bulunan yıkıntılar arasında derme çatma çadırlar kurarak yaşamaya başladı. Eşiyle birlikte oldukça kötü koşullarda naylondan yapılma bir çadırda yaşayan Hüseyin Gani adlı Roman vatandaşın açlık ve bakımsızlık nedeniyle ölümü, devletin zirvesini harekete geçirdi.157
Yine raporlama döneminde 05.01.2010 tarihinde Manisa Selendi ilçesinde meydana gelen olaylarda ilçede geçmişten beri ikamet eden Romanların evleri, arabaları ve Selendi Çayı kıyısındaki çadırları tahrip edilip yakılmıştır. Toplanan kalabalık “Selendi bizimdir, bizim kalacak” , “Romanları istemiyoruz” “vurun Çingenelere” sloganları ile Roman’ların yaşadığı Zabar, Eskicami ve Şerefiye Mahallelerine saldırmıştır. 5 ev 6 otomobili yakan saldırganlar Romanların ilçeden gönderilmesini istemiştir. Gerginliğin yatıştırılamaması üzerine 15’i çocuk 74 Roman ilçe dışına çıkarılmıştır. Olaylar sırasında 69 yaşındaki Necdet Uçkun kalp krizi geçirerek hayatını kaybetmiştir:
“… Belediye Başkanı’nın kışkırtması var. Belediye’nin imkanlarıyla arabalar tahrip edildi. Evlere saldırdılar ve subayımız sayesinde canımızı kurtardık.

30 senedir oradayız ve aramızda husumet yoktu. Kavgamız olmadı. Bunu yapan belediye başkanıdır.

Manisa Valisi, bizimle yaptığı toplantıda, bize kağıtlar uzattı. ‘Kendi isteğimizle gitmek istiyoruz’ dedirtmeye çalıştı. ‘Kendi isteğimizle terk ediyoruz diye yazın ve imzalayın’ dedi. Ben bunu yapmadım...”158
… Selendi’yi terk eden Romanlara “Kendi isteğimlegidiyorum” yazan kâğıt imzalattığı öne sürülen Manisa Valisi Celalettin Güvenç, NTV’de sürgün iddiasını reddetti. Ancak “Romanların göçebe hayatı yaşamasının 21. yüzyılın dünyasında insana yakışmıyor” diyerek Romanların artık yaşam tarzlarını değiştirerek yerleşik düzene geçmeleri gerektiğini savundu…159
Olaylar sonunda Romanlar önce Gördes, ardından Salihli ilçesine gönderilmiştir. Salihli’de de ayrımcılıkla karşı karşıya kalan Romanlar bir kaç aile birlikte aynı evi paylaşmak zorunda kalmışlardır:
Roman ailelerin sorunlarıyla ilgili olarak Salihli Kaymakamı Mesut Yıldırım şunları söylüyor: “Bizim verdiğimiz eşyalar belli standartın üzerinde. Almasalardı. Ev kiralama konusunda gücümüz tükendi. Dar bir zamanda 11’i bile zor bulduk. Başka ev bulamadığımızı ancak kendileri bulduğu takdirde bu evlerin kiralarını da altı ay süreyle karşılayabileceğimizi anlattık. Devlet olarak gittiğimizde bile bu Romanlara ev kiralamak istemeyen aileler oldu. Apartmanların önüne set çektiler, ‘Romanları almayız, istemiyoruz’ dediler…”160
Kaymakamın ev kiralamada yapılan ayrımcılığı açıkça ifade etmesine rağmen, ayrımcılık yapan kişiler hakkında herhangi bir yasal işlem yapılmamıştır.

Kürtler


Barınma ve konut hakkına Kürtler açısından yerleşim yerlerinin boşaltılması ve ülkenin batı kesimlerinde Kürt kökenlilere ev kiralanması veya satışında karşılaşılan ayrımcılık açısından bakılması mümkündür. Kürtlerin maruz bırakıldığı zorla yerinden edilmelerle ilgili genel bilgi bu raporun eğitim başlığı altında verilmiştir. Zorla yerinden edilen Kürt nüfus bölgenin büyük kentlerinde son derece kötü koşullara sahip konutlarda yaşamaktadır. Diyarbakır Kent Yoksulluk Haritası araştırmasında161 ortaya çıkan sonuçlar sorunun boyutunu göstermektedir. Dört mahallede 5.706 hane bazında yapılan araştırmanın sonuçlarına göre hane başına düşen ortalama kişi sayısı 6,34’tür. 5.706 haneden 3.052’si Diyarbakır’a göçle gelmiş ailelere aittir ve 2.903’ü gecekondu statüsündedir. Toplam hane sayısının 420’si tek odalı haneden, 5286’sı ise iki odalı haneden oluşmaktadır. Görüşülen hanelerden %25,5’inin tuvaleti dışarıda, %22,2’sinin ise banyosu dışarıda bulunmaktadır. Araştırmada elektriği olmayan ev sayısı 58, suyu olmayan ev sayısı 87, kanalizasyonu olmayan ev sayısı ise 337 olarak tespit edilmiştir.

Zorla yerinden edilenlerden batı illerine gelenlerle ilgili yapılan araştırmalarda konut ve barınma sorunu ile bu alanda yaşanan ayrımcılık ortaya konulmuştur. Örneğin Mehmet Barut tarafından 2002 yılında yayınlanan araştırma raporunda162 göçle İstanbul’a gelenlerin %54,9’unun barınma problemi yaşadığı belirlenmiştir. İHD İstanbul Şubesi’nin 1993-1994 yıllarında değişik illerde göç eden aileler üzerinde yaptığı bir çalışmanın sonuçlarına göre ise; göç edenlerin %89,1’ine kiralık ev verilmemiştir.163

Hiçbir önlem alınmadan zorla göç ettirilen nüfus 2004 yılında çıkarılan 5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Kanunu’ndan164 yararlanma konusunda da sorunlarla karşılaşmaktadır. Çoğunlukla boşaltılan köylerdeki yakılıp yıkılan evlerine ait tapularının olmaması nedeniyle 5233 sayılı Kanun’un tazmin edici hükümlerinden faydalanamamışlardır.

Diğer taraftan Türkiye’nin batısında yerleşik Kürtlere yönelik linç girişimleri ile barınma ve konut dokunulmazlığı hakları etnik kökenleri nedeniyle ihlal edilebilmektedir. Örneğin 2006 yılında İzmir Kemalpaşa’da yaşanan olaylar sonrası 100 Kürt ilçeyi terk etmek zorunda kalmıştır. 01.10.2008 tarihinde ise Balıkesir Ayvalık Altınoluk’ta Kürtlere ait ev ve işyerleri tahrip edilmiş ve araçları yakılmıştır. 26.11.2009 tarihinde Çanakkale Bayramiç’te Kürtlerin yaşadığı Harmanlık Mahallesi girişinde toplanan binlerce kişi Kürtlerin ilçeyi terk etmelerini isteyen sloganlar atarak linç girişiminde bulunmuştur. Kürt öğrencilere yönelik linç olaylarında öğrencilerin bu merkezleri terk etmelerinin istendiği ve öğrencilere ev kiralayan kişilerin de tehdit edildiğine ilişkin iddialar mevcuttur.

Raporlama döneminde batı illerinde okuyan Kürt öğrencilere yönelik linç girişimlerden Aksaray’da Mühendislik Fakültesi öğrencileri165, Artvin Arhavi’de Meslek Yüksek Okulu öğrencileri166, Manisa Demirci’de Celal Bayar Üniversitesi Eğitim Fakültesi öğrencileri167, Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi öğrencileri168, aynı zamanda ilçeyi terk etmeleri için tehdit edilmiştir. Olaylarda resmi makamlar ile polisin göz yumduğu hatta destek olduğu yönünde iddialar vardır. Özellikle küçük yerlerde saldırılar yanında bu öğrencilere ev kiralayan kişilerin de tehdit edildiğine ilişkin iddialar mevcuttur:
Manisa’da 5 Mayıs gecesi ülkücülerin linç girişimine maruz kalan Kürt öğrencilerinin şimdi de evlerinin işaretlendiği ileri sürüldü. Tehditlerden korkan evsahipleri, öğrencileri evden çıkardı. Bölgede inceleme yapan İHD ise yetkilileri göreve çağırdı.169
… [Tokat] Gaziosmanpaşa Üniversitesi Kamu Yönetimi öğrencisi Serdar Vural, Tokat’ta ülkücülerin birçok saldırısına maruz kaldıklarını belirterek, “Burada ülkücüler ve halk tarafından büyük baskıya uğruyoruz. Önce ülkücüler arkadaşlarımıza saldırıyor. Ardından ev sahipleri arkadaşlarımızı evlerinden çıkarıyor…”170
Kürtlere yönelik en son linç girişimi Hatay’ın Dörtyol ilçesinde yaşanmıştır. 26.07.2010 tarihinde Hatay’da dört polis memurunun hayatını kaybettiği olay sonrasında ilçede yerleşik Kürtlere ait işyerleri tahrip edilmiştir. Göstericiler ırkçı sloganlar kullanarak Kürtlerin ilçeyi terk etmelerini talep etmişlerdir. Olaylar sonrasında BDP Genel Başkanı ve milletvekillerinin ilçeye girişine izin verilmemiştir. İHD tarafından oluşturulan inceleme heyeti 30.07.2010 tarihinde ilçeye giderek olayla ilgili rapor hazırlamıştır. Heyet raporunda olayın planlı bir saldırı olduğu, saldırı sırasında kamu idarecilerinin gerekli tedbirleri yeterli düzeyde almadıkları, ilçede yaşayan Kürtlerin can ve mal güvenliklerinden endişe edildiği belirtilmiştir.

Kürtlere konut kiralamada ayrımcı uygulamayı raporlama döneminde kapatılan DTP eski Eş Başkanı ve eski Mardin Milletvekili Ahmet Türk yaşamıştır. 02.01.2010 tarihinde yaşanan olayda Ankara’nın Oran semtinde kiralamak istediği ve kira sözleşmesi yaptığı evin sahibi, daha sonra sözleşmeyi feshetmiştir. Tuttuğu eve taşınmak için eşyaların nakliyesine başlayan Ahmet Türk, ev sahibinin vazgeçmesi üzerine eşyaları tekrar eski eve göndermiştir. İddiaya göre ev sahibi, yakın çevresinden “Ona nasıl evini kiralarsın” tepkisi aldıktan sonra sözleşmeyi feshetmiştir.171


Rumlar ve Ermeniler

172
İzleme çalışmasının yapıldığı döneme ait, barınma hakkına erişim konusunda Rum ve Ermeni grubuna yönelik ayrımcılık içeren herhangi bir vakaya rastlanmamıştır.

Sığınmacı, Mülteci ve Göçmenler


Türkiye’de sığınmacı ve mülteci statüsünde bulunan kişiler 492 sayılı Harçlar Kanunu çerçevesinde ikamet harcına tabidir.173 Sığınma başvurusunda bulunan kişiler ikamet harcının ödenmesi ile “kimlik numaralarını” ve altı aylık ikamet tezkerelerini almaya hak kazanmaktadırlar. İkamet tezkeresinin her altı ayda bir yenilenme yükümlülüğü vardır. Bu yükümlülük, hiçbir maddi geliri bulunmayan sığınmacı ve mültecilere ciddi bir mali külfet getirmektedir.

23.03.2010’da İçişleri Bakanlığı tarafından yayınlanan Mülteci ve Sığınmacılar İle İlgili Genelge174 ile Harçlar Kanunu’nun 88. maddesi’nin (d) bendi gereğince maddi durumu uygun olmayan sığınmacı ve mültecilerin ikamet harcından muaf olması söz konusu olmuştur. Ancak alanda çalışan sivil toplum örgütleriyle yapılan görüşmelerde bu uygulamanın her ile göre değişiklik gösterdiği, harçtan muaf olma kararının herhangi bir ölçüte dayanmaksızın, o ildeki yabancılar şube müdürlüklerinin aldığı kişisel kararlar doğrultusunda belirlendiği tespit edilmiştir. Bu durum, benzeri şartlara sahip olan sığınmacı ve mülteciler arasında farklı, dolayısıyla ayrımcı uygulamaya neden olmaktadır. Aynı maddenin (e) bendinde, “Türk aslından olup Türk kültürüne bağlı ecnebi uyruklular”ın harçtan muaf tutulacağı belirtilmektedir. Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü, bu madde uygulanması esnasında uygulanan ölçütlere ilişkin araştırma ekibince yapılmış olan bilgi edinme başvurusuna “konunun görev alanlarına girmediği” gerekçesini öne sürerek yanıt vermemiştir. Ancak, etnik kökene vurgu yapan bir maddenin harçtan muafiyet koşulları arasında yer alması, aynı koşullara sahip diğer yabancı uyruklu kişiler açısından ayrımcı uygulama oluşturacak niteliktedir ve Türkiye’nin taraf olduğu uluslararası sözleşmelere aykırıdır. Yine aynı şekilde, ikamet tezkeresinin ret olacağı haller için “Türk örf ve adetlerine” vurgu yapılarak “Türk kanun veya örf ve adetleriyle yahut siyasi icabatla telif edilemeyecek durumda olan veya faaliyette bulunan;… yabancılara ikamet tezkeresi verilmez”175 ifadesi kullanılmaktadır.

Mülteci ve sığınmacıların Türkiye’de serbest dolaşım hakları yoktur. İkamet edebildikleri iller Emniyet Genel Müdürlüğü Yabancılar Şube Müdürlükleri tarafından tespit edilmiş “uydu kent” olarak tanımlanan 21 il ile sınırlandırılmıştır.176 Mülteci ve sığınmacılar ikamet ettikleri bu illerde talebe göre her gün veya her hafta “yoklama” gerekçesiyle bulundukları illerin Emniyet Yabancılar Şube Müdürlüklerine imza vermekle yükümlüdürler. Herhangi bir nedenle il dışına çıkmaları ise yine Emniyet Müdürlüğü’nden alınacak izne tabidir. Bu uygulama kişinin seyahat özgürlüğünün yanı sıra kalacağı yeri seçme hakkını da kısıtlamaktadır. Mülteci ve sığınmacıların, Türkiye’de geçerli bir belge (çalışma izni, turist vizesi, vb. belgeler) ile bulunan diğer yabancı uyruklu kişiler ve ülkenin kendi vatandaşları kadar bu haktan yararlanma hak ve özgürlüğüne sahip olması gerekmektedir.

Türkiye’de geçici süre ikamet eden sığınmacı ve mülteciler kalacakları konutları kendi imkânlarıyla temin etmek zorundadırlar. Çoğu, maddi imkânsızlıkları nedeniyle kötü şartlar altındaki bina ve/veya evlerde, yetersiz koşullarda yaşamak zorundadır. Van Valiliği İl İnsan Hakları Kurulu’nun 2010 yılı Haziran ayında mülteci ve sığınmacıların kaldıkları yerler ile Yabancılar Şube Müdürlüğü’nde yaptığı inceleme sonunda hazırladığı rapor barınma hakkına erişimin yetersizliğine dair bulgular içermektedir:


Yaşanılan evler genelde kullanılmayan terk edilmiş ve insanca yaşamanın mümkün olmadığı yerlerdir ve bu yerlerin sahiplerine kira verilmekte ve bu şekilde yaşamlarını idame ettirmektedirler… Bu kişilere zorunlu sevk işlemi yapılmakta, bu durumda yol paraları ödenmeksizin ilden ayrılın denmekte, başka bir ile gönderilip öylece bırakılmakta ve hiçbir yerleştirme işlemi uygulanmamaktadır. Bu durumda zaten çok zorlu şartlar altında bulunarak ilimize alışmış bu kişiler yeniden başka bir ilde en başa döndürülmekte ve yaşamları açısından çekilmez acılar yaşatmaktadır.177
Mülteci ve sığınmacılar ev kiralamada ayrımcılıkla karşılaşmaktadır. Birçok kişi, farklı ülkelerden gelen bu kişilere evlerini kiralamak istememekte veya çok kötü şartlardaki evleri çok yüksek fiyatlara kiralamaktadırlar. Alanda çalışan STÖ’ler, farklı dine ve/veya ırka sahip olduğu için evlerini kiralamak istemeyen mülk sahipleri veya emlakçılarla karşılaşıldığını dile getirmektedir:
Hıristiyan olduğu için veya siyah olduğu için ev verilmeyen veya farklı bir dine mensup oldukları için evlerinden atılan insanlar var. Örneğin geçtiğimiz Christmas’ta [Noel] aynı evde kalan üç sığınmacıyı, ev sahipleri “ben evimde Hıristiyan istemem” diyerek, kendileri evde yokken eşyalarını sokağa atıp, kapının kilidini değiştirdi. İnsanlar kendilerini bir anda sokakta buldular... Birçok kişi bu nedenle sokaklarda kalmak zorunda kalıyor, bu da onları her türlü istismara açık hale getirebiliyor...178
Benzeri bir durum uydu kentlerden birinde yaşanmış, apartman sakinleri bulundukları mekânda “mülteci” istemediklerini söyleyerek aynı evde kalan kadın mültecileri evlerinden zorla tahliye ettirmişlerdir.

Görüşme esnasında araştırma ekibinin karşılaştığı bir durum, konuyla ilgili yaşanılan zorluğun çarpıcı bir örneğini oluşturmaktadır. Mülteci ve sığınmacılarla ilgili çalışan bir sivil toplum örgütü, psikiyatrik rahatsızlığı bulunan ve ev bulamadığı için sokakta kalmak zorunda kalan bir sığınmacıya yer bulabilmek için Mülteci İnisiyatifi’ni telefonla aramış, ancak bu konuda herhangi bir olumlu çözüm önerisi getirilememiştir. Bu grupta, psikiyatrik rahatsızlığı bulunanlar gibi uyuşturucu bağımlılığı olanlar veya uzun süreli tedavi gerektiren bir bulaşıcı hastalığı olanlar için tedavi görmek kadar barınacak yer bulmak oldukça problemlidir. Örneğin bu özelliklerden herhangi birini taşıyan ve şiddete maruz kalan mülteci ve sığınmacı kadınlar sığınma evlerine kabul edilmemektedirler.179

Mülteci ve sığınmacıların kalabilecekleri herhangi bir sığınma evi veya konuk evi bulunmamaktadır. Ancak bu kişilerin 23 ildeki İl Emniyet binalarında bulunan ve “misafirhane” ve/veya Geri Gönderme Merkezi adı verilen yerlerde sınır dışı edilmek üzere veya suça karışan kişilerle bir arada tutuldukları beyan edilmektedir.
Gerek sığınma talebinde bulunanlar gerek ise sınır dışı edilmek üzere bekletilenlerin 45 kişilik emniyet misafirhanesinde tutulduğu beyan ve tespit edilmiştir…

Sonuç olarak yasal veya yasadışı yollardan ülkemize giriş yapan sığınmacıların sığınmacı kartı alınıncaya kadar veya sınırdışı edilinceye kadar tutulabilecekleri emniyetin 45 kişilik misafirhanesi dışında bir yerin bulunmadığı, sayının 45 üzeri olması durumunda ciddi sıkıntıların doğacağı, devletin hali hazırda bu durumda ciddi zafiyetler yaşadığı tespit edilmiştir… İleriye yönelik olumlu projeler olsa da mevcut durumda koşulların olumsuz olduğu değerlendirilmiştir.180


Benzeri bir tespit ile TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu’nun Türkiye’de bulunan mülteci, sığınmacı ve yasa dışı göçmenlerin sorunlarına ilişkin hazırladığı raporda da181 karşılaşılmaktadır. Edirne (Tunca), Kırklareli (Gaziosmanpaşa), İstanbul (Kumkapı) illerinde bulunan Geri Gönderme Merkezleri’nde yapılan araştırmada, sığınmacılar, mülteciler, çocuklar, sınır dışı edilecek olan kişilerle, farklı suçlara karışmış yabancı uyruklu kişilerin bir arada tutulduğu tespit edilmiştir. Raporda, merkezlerde kadınlar ve erkeklere ait ayrı bölmeler olduğu belirtilmesine rağmen, ailelerin bir arada kalabilecekleri mekânların olup olmadığına dair bir bilgi bulunmamaktadır. Ancak daha önce yayınlanan rapor ve araştırmalarda bu tür mekânların olmadığı belirtilmiştir.182

Geri Gönderme Merkezleri’nin yeterli yaşam standartlarına sahip olup olmadığı konusunda yapılan araştırma, devlet güvencesi altında bulunan mekânların insanca yaşam standartlarını sağlama konusunda oldukça yetersiz olduğunu göstermektedir. Diğer taraftan araştırmaya katılanların verdikleri cevapların dağılımına bakıldığında merkezlerin standartları arasında ciddi farklılıklar olduğu görülmektedir. Örneğin Kırklareli Kampında kalanların büyük çoğunluğu sorulara genellikle olumsuz yanıt verirken, bulgular Edirne ve İstanbul’da sorunun içeriğine göre farklılık göstermektedir.183

Buradaki temel sorunlardan biri, herhangi bir suç işlemediği halde çoğu zaman ülkeye belgesiz giriş yapmak zorunda kalan kişilerin gözetim altına alınması ve kapalı mekânlarda tutulmak zorunda bırakılmasıdır. Uluslararası standartlar mültecilik statüsüne başvurabilecek kişilerin yasadışı yollarla (kimliksiz, insan ticareti, vs.) giriş yapması durumunda “keyfi olarak” cezalandırılması veya alıkonulmasını yasaklamaktadır.184 Ayrıca bu alıkonmaların hukuka uygunluğu ve süresiyle ilgili herhangi bir yargı denetimi de mümkün değildir.185

Sığınmacı ve mültecilerin, kendi ülkelerini ve evlerini terk etmek zorunda kalarak, farklı ülkelerin koruması altında bulunan dezavantajlı bir grubu oluşturduğu göz önünde bulundurulduğunda bu kişilerin temel haklarına erişimleri konusunda barınma hakkına erişimin öncelikli olduğu gözükmektedir. Konut hakkının özellikle gelir düzeyi veya ekonomik kaynaklara erişim düzeyine bakılmaksızın herkes için güvence altına alınması zorunluluğunun mülteci ve sığınmacılar için de sağlanması gerekmektedir.

Türkiye’nin göç ve iltica ile ilgili AB uyum standartlarını sağlamaya yönelik yaptığı çalışmaları içinde mülteci ve sığınmacılara yönelik barınma merkezleri yapma planları bulunmaktadır. Ancak, raporun hazırlanma sürecinde bu merkezlerin yapımıyla ilgili herhangi bir çalışma başlatılmamış, barınma hakkına erişimle ilgili yaşanan mağduriyeti giderici herhangi bir tedbir alınmadığı tespit edilmiştir.

Herhangi bir şekilde iltica ve sığınma prosedürüne girememiş, düzensiz göç nedeniyle Türkiye’de bulunan kişiler, mülteci ve sığınmacılarla konut bulma ve kiralama konusunda benzeri olumsuzlukları yaşamaktadırlar.


Çeçenler


Birçoğu İstanbul’da ikamet eden Çeçenlerin çıkartılan “gizli bir genelge” ile ikamet harcı ödemedikleri kendi beyanları doğrultusunda bilinmektedir. Türkiye’de bulundukları süre içinde herhangi bir yasal statüye sahip olmayan Çeçenler İstanbul’da Fenerbahçe, Ümraniye ve Beykoz olmak üzere üç farklı yerde toplu olarak ikamet etmektedirler.

Fenerbahçe burnundaki parkın sınırında kurulu bulunan kampta 2010 yılı Haziran ayı itibariyle 188 kişi ikamet etmektedir. Yaklaşık 60 ailenin bulunduğu kampta 86 çocuk bulunmaktadır.

Asıl olarak TCDD çalışanları için yazlık kamp olarak yaptırılmış olan kamp, yan yana dizilmiş 6-10 m2’lik briket barakalardan oluşmaktadır. Deniz kenarında olan Fenerbahçe Kampı’nın en önemli sorunlarından biri nem ve ısınma problemidir. Bu iki faktör kampta yaşayanların sağlığını ciddi şekilde tehdit etmektedir. Barakalarda ciddi ısınma sorunu yaşanmakta banyo ve tuvaletin az sayıda ve ortak olması beraberinde temizlik ve hijyen sorununu da getirmektedir. Kampın elektrik ve suyu TCDD tarafından karşılanmaktadır. Kampta yaşayanlar herhangi bir kısıtlama olmamasına rağmen zorunda kalmadıkça kamp dışına çıkmadıklarını belirtmişlerdir. Bulundukları semtte yaşayanlarla hemen hemen hiçbir iletişimleri yoktur. Bulundukları semtin gelir seviyesinin yüksek olması bu tecridin en büyük sebeplerindendir. Çocuklar kampın bahçesinde oynamakta, semtteki park, oyun bahçesi gibi ortak alanları kullanmamaktadır. Kampta yaşayanlar, zaman zaman çocukların sesinden rahatsız olan komşular tarafından kamptan atılmakla tehdit edildiklerini, semt sakinlerinin kimi zaman kendileri için “yamyam” veya benzeri kötü sıfatları kullandıklarını ifade etmişlerdir.186



Dostları ilə paylaş:

©2018 Учебные документы
Рады что Вы стали частью нашего образовательного сообщества.
?


barinma---trkiyede-irk.html

baris-sureci-bu-sefer.html

barishskoe-gorodskoe.html

barista-master-po.html

barium-and-barium-11.html